hoşgeldin

sinan – istersen

hohiniler

zombilik zor iş. mevta olduktan sonra da çimlere basmadan yürüyebilmek başlı başına sıkıntılı bir olgu. yörelere göre hitap şekli de değişiyor ki; kuzey amerika'da "zaombiy",

sinan – put your lights on

fasarya

tabiri caiz değildi. kelimeler bayırdan aşağı yuvarlanan boş variller misali ağzında takırdıyordu. uzun zamandır burhan çaçan'ın ikinci kasedini, "kızlar çıktı çayıra"yı arıyordu, ama her defasında

döküntü

muhtemelen yüz yaşımı göremeyeceğim. ve yüz yaşındayken herhangi bir yüzüm olmayacak. yaşamaya yüzü olmamak adında bir kavram bile yaratabilirim, ister istemez; bilinmez. isteyip istemeyeceğimi bilemem

afiyet rezonansı

kafası kaşarlı-kuşbaşılı pide gibi olmuş, zonkluyordu. birkaç kablosu yanmış olabilirdi belki, ama sigortalarının attığı kesindi. dumanı üstündeydi, doğruldu. kendi kendine rönesans esprileri yaptı, gülmedi. bütün

sinan – bizarre love triangle

nasip çemberi

kafana bir saksı düşerse ayılacaksın. travması ağır olacak, beynin sarsılacak, ama ayılacaksın. beyninin corpus-callosum civarlarında konuşlanmış kılcal damarlarında meydana gelen deprem, artçısını önce faksla merkezi

koli bandı ve istisna

bir selobantı dişleyerek koparmak acı veren bir eylem değildir. kopuş eyleminin acı verebilitesinin yüksek olması bu vaziyete etki etmez. kaideler istisnaya kafa tutma becerisine ise

kumlar ve gidenler

ensemde bir akrebin gezindiğini hissedebiliyorum. çöl kumu kirpiklerimin arasına doluşurken akrebin kuyruğu havayı ikiye bölüyor uzunlamasına. bulut yok, rüzgar susamış, bir bardak su vereni olmamış. asırlar